1819’da paleontolog William Buckland, Stonesfield köyünün hemen dışındaki bir taş ocağında hiç bilinmeyen kocaman bir hayvana ait fosilleşmiş kemikler buldu. Bunlar arasında, dişlerin hala yerinde durduğu alt çene kemiği  de vardı. Benzer kemikler daha önce de bulunmuştu ama Dr. Buckland bir dinozorun ya da kendi koyduğu adla Megalazorus’un keşfedilmiş olduğunu resmen açıklayan ilk Avrupalı oldu. Bu tarihten beri, dünyadaki bütün kıtalarda dinozor kemikleri keşfedildi, her çeşit dinozor bulundu. Stegosaurus gibi kabuklu dinozorlar var, boynuzlu dinozorlar var, et yiyen dinozorlar var. Çok farklı ortamlarda, çöllerde sık tropik ormanlarda, deniz kenarlarında yaşamışlar. Bildiğimiz binden fazla farklı dinozor türü var, bilmediğimiz binlercesi olduğuna da kuşkunuz olmasın.

dinozorlar-02

Boyutları da, bildiğimiz tavuktan dünyanın en kocaman hayvanına kadar değişiyor. Bugün bildiğimiz en büyük hayvan fildir ama o da titanosaurusla kıyaslandığında cüce gibi kalır. Yetişkin bir erkek filin 25 katı ağırlığında bir hayvandan söz ediyoruz. Bu hayvanların boyları 36 metreye, kiloları ise yüzlerce tona ulaşıyordu. Bitki yiyenler sadece boyutları yüzünden bile tehlikeliydi. Dinozorlar, bize kendisini yeterince anlatıyor zaten. Her çocuk dinozorlara bayılır, uçabildiklerini de biliyoruz, bizi korkutabilecek hayvanlar olduklarını da biliyoruz. Dinozorlar aslında doğaüstü yaratıklardır. Çok eskiden, bir zamanlar dünya gezegeninde her şey çok daha büyük, hayvanlar daha büyük, bitkiler daha büyük, ve dev boyutlardaydı. Dinozorlar çağında birçok hayvan da yaşadı.

Denizlerde gezen dev sürüngenler vardı, dinozorlar üzerinde uçan kanatlı sürüngenler de vardı, böcekler vardı, amfibiler vardı ve diğerleri. Ancak karaların kralı dinozorlardı. Bilim adamları yaklaşık 200 yıldır dinozor fosillerini inceliyor, her yeni keşifle birlikte bu dev yaratıkların ne olduklarını ve nasıl yaşadıklarına dair kuramlar da değişiyor. Paleontologlar son zamanlarda trieksin kabukla değil, muhtemelen tüylerle kaplı olduğunu düşünmeye başladı. Amber içinde korunmuş dinozor tüyleri bulundu. Artık hepsinde olmasa da, dinozorların çoğunun tüye benzer bir şeyle kaplı olduğu düşünülüyor. Çok karmaşık davranışları var. Bulunan yumurtalar dinozorların toprağa yuva yaptıklarını, yumurtaları yırtıcılardan korudukları ve yavrularına yiyecek taşıdıklarını gösteriyor.

Dinozorlar hakkında bilmediğimiz çok şey var hala. Eskiden bir dinozoru tanımlamak kolaydı ama şimdi bu tanım oldukça karmaşık bir hal aldı. Bazı bilim adamları, yok oluşlarının başka dünyalarla ilişkili olabileceğini düşünüyor. Dinozorlara baktığımızda, cevaplanması gereken oldukça önemli sorularla karşılaşırız. Zeka düzeylerini hiç bilmiyoruz, başlarına ne geldiğini, daha da önemlisi nereden geldiklerini de bilmiyoruz. Bilim insanları, dinozorların 165 milyon yıl boyunca dünyaya egemen olduğunu düşünüyor. Modern homosapien  yani insan,  dünyada sadece 200.000 yıldır var, yani dinozorlar dünya tarihinin açık ara en egemen türü. 19. Yüzyılda, bir insana dünyanın bir zamanlar bazıları 100 tonun üzerinde dev hayvanlarla kaynadığını söyleyecek  olsaydınız, bu kişi size deli derdi. Ancak, bugün dinozorlar artık bilimsel bir gerçek. Bu canlılar, belki de dünyadaki hayat üzerine deney yapan uzaylıların ilk ürünleri olabilir.
Bu gezegen, milyonlarca yıldır hayata elverişli bir durumda ancak dinozorlar 65 milyon yıl önce kıyamete benzer bir olayla yok oldular. Yaşayanların % 50’sinin yok oluşuna yol açan kitlesel bir kırım yaşandı. Bu % 50’nin arasında, dinozorlar çağı boyunca yaşamış son dinozorlar var. Triselaptous ve trieks gibi türler.

dinozorlar-03

Bununla ilgili birçok spekülasyonlar var. Bilim ortaya bir sürü cevap attı ama dinozorların nasıl yok oldukları bilimin hala cevap bulamadığı, açıkta kalmış sorulardan bir tanesi. Uzaylıların, dinozorları kendilerine benzeyen, daha zeki bir türle değiştirmiş olmaları mümkün. Dünya bu iş için mükemmel bir yerdi. Dinozorlar, doğal bir kozmik olay sonucunda yok olmuş olabilirler ya da bu canlılar bir imha hareketinin hedefi olduklarını ve bu konudaki bulguların antik çağlardan kalan, insanlarla dinozorları bir arada gösteren sayısız kalıntıda olduğunu söyleyebiliriz. Güneş ışınları, bir süre boyunca dünyaya ulaşamadı. Bitkiler gibi fotosentez yaparak yaşayan organizmalar ölmeye başladı. Bitki yiyen dinozorlar da, yiyecek bir şey bulamayınca öldüler. Böylece, et yiyen dinozorlar da yiyecek bulamaz oldular.

Bu süreç aşağı yukarı 5-10 yıl sürdü. Yok oluşun ne kadar sürdüğünü bilemiyoruz. Bilim adamlarının göktaşının dünyaya çarptığı yer olduğunu düşündükleri, bugün Yukatan yarımadası dediğimiz yerin tam ortasında bulunduğu söyleniyor. Göktaşının çarptığı noktanın sadece birkaç kilometre ötesinde, antik Maya uygarlığının en büyük, en iyi korunmuş harabelerinden olan Çiçenissa yer alıyor. Acaba bu tuhaf bir tesadüf olabilir mi? diye düşünüyoruz. Aynı yerde, yani Yukatan’da korkunç bir göktaşı çarpması yaşanmış, bu da yok oluşa yol açmış. Burası aynı zamanda, Maya uygarlığının ana yerleşim bölgesi, bu bir rastlantı değil. Koca Meksika körfezinde onca yer dururken, göktaşının düştüğü yeri seçmişler kendilerine. Maya’lar Tanrılarla temasın burada olacağına inanmışlar. Burada başka şeyler oluyor aslında, kimsenin daha tam dokunamadığı bir şeyler var burada ve bu gizemli durum ayrıntılı bir şekilde incelenmeyi gerektiriyor.

dinozorlar-04

Dinozorların yok oluşuna yol açan çarpmanın ayrıntıları üzerinde bilim insanları hala çalışıyor, bir krater keşfettiler. Tam bir kanıt, çarpmanın kalıntısı. Bu kraterin büyüklüğüne bakarak ne kadar enerji açığa çıkmış, gördüler. Tahminen 100 milyon megaton T.N.T’ye eşit. Dünyanın tarihi boyunca, benzer birçok çarpma meydana gelmiş olabilir. Böylesine bir şiddetli çarpışma şans eseri meydana gelmiş galaksiler arası bir kaza mı? Yoksa planlanmış bir olay mı? Belki de uzaylı bir kuvvet, dünyayı insanlar için daha güvenli bir hale getirmek için devleri yok etmiş olabilir. Büyük dalgaların, depremlerin ve kitlesel yıkıma yol açan afetlerin sebebi, dünyayı daha yaşanacak bir yer haline getirmek olabilir. Bunun nedeni ise, biz onların ürünleriyiz, onların çocuklarıyız. İnsanlık hakkında karar verirken, kendi ihtiyaçlarını göz ardı ettiler.

dinozorlar-05Eğer bizi ziyaret ediyorlarsa, ille de düşmanlık etmeleri gerekmiyor. Ancak depremler, tsunamiler, seller ve hortumlar sırasında ufoların belirgin bir şekilde görüldüğü gerçeği de göz önünde bulundurmalıyız. İster dini açıyla bakalım, isterse bilimsel bir açıyla, kendimizi en büyük sanıyoruz, dev bir şey şahane bir şey. İnsan denilen şey, evrende başka hiçbir yerde olamaz. Bir gün uzaylılar, bu cehaletimizden ve küstahlığımızdan bıkacaklar. Sizi asırlardır eğitmeye çalışıyoruz ama siz hala evrendeki en şahane şey olduğunuza inanıyorsunuz ama artık yetti diyecekler. Uzaylıların, ellerindeki süper teknolojiyle bu facialara karışıp karışmadıklarını, kendileri için tarihi değiştirip değiştirmediklerini düşünmek zorundayız.

Atalarımızın bir sürü felaketten sağ çıktılarını biliyoruz, her seferinde de bizim kurtulmamızı sağlayan bir akıl var geride. Soruysa şu  “Acaba gelecekte yaşanacak bir felaket durumunda da böylesine yüksek bir akıl bize yol gösterecek mi tekrar? bilinmez”.

Yazılarım
SONSÖZ GAZETESİ ulusal,
Quality of Magazine dergisi ulusal,
Ankara life dergisi yerel,
Capitol Brave dergisi ulusal,
Bodrum Aktüel dergisi yerel
yayınlanmaktadır.

vuslat-01a

Kozmik Sırlar
Vuslat Olcaydu

Astroloji ve numeroloji hayatın önemli bir parçası. Uzun yıllardır yaptığım araştırmalar ve deneylerde bu iki olgu tüm gerçekliliğiyle varlığını göstermekte.

Çeşitli insanların ve bazı ülkelerin oluşum haritalarını incelediğimde , astroloji ve numeroloji ne kadar etkin olduğunu bir kere daha ispatlamış oluyor. Evrendeki tüm enerjiler birbirine bağlı ve uyum içerisinde kesinlikle yalnız değiliz. Başka sistemlerde gelişmiş teknolojiler ve üst seviye yaşam formları mevcut. İnsanların asıl hedefinin bu gezegene nereden ve nasıl geldik? Daha sonra nereye gidiyoruz sorularının cevabını bulmaya çalışmak olmalı.

Birgün herşey değişecek.

Hiç şüphe yok.

Vuslat Olcaydu

 

E-Bülten

Yeni yazılarımızı takip etmek için e-bültenimize kayıt olun.