Avustralya kıtası; Quisland’ın  kuzeydoğusu ve  Quckdown’un  25 km güneyinde dünyanın en gizemli ve belalı jeolojik yapısı yer alır, Karadağ. 420 metre yüksekliğindeki dağ, tehlikeli bir şekilde birbirinin üzerine yığılmış kocaman granit kayalardan oluşmaktadır.

Yerli Aborjinlerin Kalkajaka ya da ölüm dağı dedikleri ve içinde sayısız geçitler, oyuklar bulunan bu dağ, Avustralya’nın kuzey Quisland bölgesinin sırlarla dolu bir parçasını oluşturuyor.  Ufolar, buranın dünya dışından gelen kertenkele gibi yaratıkların ve kötü ruhlu canavarların hüküm sürdüğü bir yer altı imparatorluğunun girişi olduğunu öne sürüyor. Aborjinler onlara uzaylı demiyor, iblis ya da ruh diyorlar. Gökkuşağı yılanı masalı Avustralya Aborjinlerinin folklöründe büyük bir yer tutar. Bu yoldan çıkanları cezalandıran bir yaratıktır, kaos ve yıkım getirir, muazzam bir gücü vardır. Aborjinler ona hayat veren diyor ve Kalkajaka, yani Karadağ’ın içinde yaşadığını söylüyorlar. Bu durumun dünyevi olmayan başka bir açıklaması var. Dünyadaki başka kültürlerin de, dev yılanlar ve sürüngenlerle ilgili çeşitli bağlantıları var. Örneğin, Hindu dünyasında uçan yılanlara dair öyküler bulunmakta. Tıpkı Güney Amerika’daki Kukulkan ve Guesel Quatil gibi. Bu kanatlı sürüngenler, gökyüzünde uçar ve oldukça büyüktürler. Karadağ’daki Gökkuşağı yılanı acaba biyolojik bir varlık mıydı yoksa bir tür uzaylılara ait uçan bir makine mi? Öyle ki, insanlar fazla yaklaştıklarında çıkan buharlardan ya da radyoaktiviteden dolayı hastalanıyorlar ya da ölüyorlar mıydı? Aborjinlerin gökkuşağı yılanı acaba Karadağ’ı meraklılardan koruyan bir uzay gemisi miydi? Peki ama neyi koruyordu? 1972 yılında araştırmacı bir keşif kolu yakınlardaki bir nehrin içinde altın buldu, 20 yıl içerisinde 55 ton altın çıkartıldı. Altın en eski çağlardan beri değerli bir maden, paslanmaz, değişmez, (ancak eritilmezse) şahane bir pırıltısı vardır. Bazı hikayelerde uzaylılar, Tanrı’lar, insanlardan altın istediler, altın madenlerinden altın çıkarıldı ve Tanrı’lara adak olarak sunuldu. Karadağ binlerce yıl önce uzaylıların iniş alanı olabilir. Toprağın derinliklerinde oldukça yoğun radyasyon var, insanlar bu yüzden zehirleniyor ve ölüyorlar. Uzaylı ziyaretçiler, gerçekten Avustralya’nın bu bölgesine radyasyon atığı bıraktılarsa, dünyanın başka bölgelerinde de aynı işlemi yapmış olabilirler. Orta kuzey Sibirya’daki uçsuz bucaksız bir alan; Yakutistan - Rusya. Burası dünyanın en uzak ve en az keşfedilmiş yerlerinden biri. Willion nehri boyunca uzanan yoğun ormanların ve derin bataklıkların içerisinde dünyevi olmayan esrarengiz bir şeyler gizli. Sibirya’daki yerli halk bu bölgeye hiç gitmiyor, nedeni ise kimsenin buradan sağ çıkamadığını söylüyorlar, burada olan bitenler konusunda konuşmaktan çekiniyorlar. Yerli Yakut kabilesi, bölgeyi lanetli ilan etmiş. 1854 yılında doğa bilimci ve coğrafyacı Richard Calmark, bu ürütücü Willion nehri havzasına yapılan bir keşif gezisinin başına getirildi. Daha sonra, günlüğünde yerli avcıların ‘’kazan’’ dedikleri birçok büyük ve gizemli metal objeden söz etti. İnsanların bu kazan dedikleri objelerin neye benzediklerini gösteren bazı bulgular var. Örneğin, baş aşağı duran bir kazan ve bir açık giriş var, buradan ren geyikleri geçebiliyor, ayrıca yanında destekler olan bir başka kazan bulunmakta. Bu metal yapıların varlığı, 1933 ile 1947 yılları arasında bu vadiye altın aramak için gelen Nihail Coreski ve Biladi Vostok tarafından üç ayrı dönemde de teyit edildi. Yedi kubbe şeklinde kazan gördüklerini, bunların her birinin altı ile dokuz metre çapında olduğunu ve çevrelerinde tuhaf bitkilerin yetiştiğini iddia ettiler. Araştırmaya katılan bazı kişiler, daha sonra saçlarının döküldüğünü, tuhaf bir hastalığa yakalandıklarını, derilerinin de hiç geçmeyen garip bir hal aldığını bildirdiler. Böylesine bir toksik reaksiyon nasıl açıklanabilir? Bu tehlikeli kazanlar nereden gelmiş olabilir? Ufo araştırmacıları ve bilim insanlarından oluşan bir ekip bölgeye gidip bu tuhaf metal nesneleri incelemeye çalıştı. Bunlar efsane miydi yoksa gerçek miydi? Uçsuz bucaksız bu vadiyi, motorlu paraşütleri kullanarak araştırma yapan bir ekip, sonunda bir bataklığın içerisinde dairesel bir şekille karşılaştı. Yaya olarak buraya giden ekip, bu yapının altındaki zeminin de olağan dışı olduğunu gördü. Batmış kazanlardan biri olduğunu düşündüler. Metalik ve boş bir ses çıkıyordu. Daha sonra manyetik varyasyonu yüksek olan benzer üç tane daha yer keşfettiler. Hepsi de toprağa gömülmüş kazana benziyorlardı, ancak araştırma daha fazla ilerleyemeden ekiptekilerin bazıları aniden tuhaf belirtilerden şikayet etmeye başladı. Yerlilerin anlattıklarına çok benzeyen şikayetti bunlar, birdenbire başları döndü, dengelerini kaybettiler, kustular ve yürüyemez hale geldiler. Yerli Yakut’ların efsanelerine göre metal kazanlar, ormandaki iki iblis arasındaki büyük dövüşten arta kalan güçlü bir silahın parçasıydı. Eski efsanelere göre Niğbulbatur ile Tonkduray adlı iki iblis arasında destansı bir çatışma yaşanmış, bu sırada yerden ateş topları fırlamış, korkunç bir gürültü kopmuş, her yer yanmış ve yıkılmış, ağaçlar yerinden sökülmüş. Bu vadide gömülü duran ve asırlar boyunca aktif kalmış yapılar olduğu söylenir. Yerliler, bu bölgede uzaylılara ait yeraltı tesisi olduğunu ve bu tesisin bölgeden geçen kuyruklu yıldızlara, meteorlara ya da hava araçlarına, ateş ettiklerini söylüyorlar. Bu olayların, meşhur Tunguska patlamasıyla bir bağlantısı var mı? Yaklaşık yüz yıl kadar önce, Yakut vadisine yakın bir yerde büyük muamma olan bir olay meydana geldi. ‘’Tunguska patlaması’’ O sırada, olağanüstü büyük bir kütle çok şiddetli bir şekilde bölgeye çarptı ve Sibirya bölgesinin neredeyse tamamını silip süpürdü. Bu patlamada, dünyevi olmayan bir silah ateşlenmiş olabilir. Böyle bir olayın mümkün olabilmesinin tek yolu, işin içine uzaylıların ellerinin karışmasıdır. Bizim atalarımızın böyle bir savunma sistemi kurabilmeleri hiçbir açıdan mümkün değil. Bu sistem, kesinlikle bir uzaylı teknolojisine ait, bu olağandışı bir durum. Eğer gerçekse geçmişte bir dönem, bu dünyada bir şeyler yaşandığı ve dünya dışı varlıkların geride bıraktıkları kalıntıları, aslında hala görebileceğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayız demektir.

Yazılarım
SONSÖZ GAZETESİ ulusal,
Quality of Magazine dergisi ulusal,
Ankara life dergisi yerel,
Capitol Brave dergisi ulusal,
Bodrum Aktüel dergisi yerel
yayınlanmaktadır.

vuslat-01a

Kozmik Sırlar
Vuslat Olcaydu

Astroloji ve numeroloji hayatın önemli bir parçası. Uzun yıllardır yaptığım araştırmalar ve deneylerde bu iki olgu tüm gerçekliliğiyle varlığını göstermekte.

Çeşitli insanların ve bazı ülkelerin oluşum haritalarını incelediğimde , astroloji ve numeroloji ne kadar etkin olduğunu bir kere daha ispatlamış oluyor. Evrendeki tüm enerjiler birbirine bağlı ve uyum içerisinde kesinlikle yalnız değiliz. Başka sistemlerde gelişmiş teknolojiler ve üst seviye yaşam formları mevcut. İnsanların asıl hedefinin bu gezegene nereden ve nasıl geldik? Daha sonra nereye gidiyoruz sorularının cevabını bulmaya çalışmak olmalı.

Birgün herşey değişecek.

Hiç şüphe yok.

Vuslat Olcaydu

 

E-Bülten

Yeni yazılarımızı takip etmek için e-bültenimize kayıt olun.